Barınma,Beslenme, Su ve Ateş

Blogumun açılışının 5. ayını doldurmuş biri olarak yazıyorum bugün. Açtığım da bir çok planım ve yazacak konu başlıklarım vardı. Sonrasında bunlar yeri geldi evrildi, yeri geldi devrildi. Ama dedim ki her hafta bir metin yazacağım. Ama insanız sonuçta ,sağımız solumuz belli olmuyor.


Geçen hafta yazmadım, zor geldi yalan değil. Ama aslında olan ve bunu kendime itiraf ettiğim farklı bir gelişme vardı. 1990 doğumlu biri olarak 2020 yılına girilmesi. Tahmin de edeceğiniz üzere artık 20' ler bitmiş 30’ lara giriş yapmıştım. Evrimimi en iyi incelediğim dönemde olduğumu söylemek isterim. Tek kelimeyle anlatmak gerekirse eğer,teslimiyet.


Kabullenmeye başlıyor insan. Hayaller yerine var olan günlük teslim süreçleri başlıyor. Bana katılmayanlarınız olduğu düşüncesindeyim. ‘İnsan her gün savaşmalı’ diyen binlercesi var çevrem de. Buna ek olarak 92 doğumlu kuzenim evleniyor. Ve toplumsal evlen baskının son hadde sindeyim. Ama o da cazip gelmiyor. Sırf toplum veya yaşı geldiği için evlenir mi insan? Sonra 3 ay da boşananlara şaşırıyoruz. Neden diye soranı ise ‘aykırı’ deyip geçiştiriyoruz.


Bu yaş geçişinde çocukluk veya gençlik anılarım daha berraklaşıyor sanki. İlk okul sıralarında iken bir hayalim vardı. Dağ başı bir evim olacak. İçinde birden çok oyun konsolu ve kocaman bahçesinde beden gelişimi parkuru. Ve orada yalnız yaşayacağım diyordum. Niye böyle bir hayalim vardı bilmiyorum. Ama şu an evde otururken, kendimi köy dağında arsa bakarken ve içine yapacağım evi araştırırken buldum. İşte burada insanoğlu çok değişik bir yaşam formu, çocukken ne hayal diyorsan, belli bir süre sonra o hayale dönmüş şekilde buluyorsun kendini. Bu sebeple lütfen çocuk deyip, geçmeyelim.


Askerliğimi Kıbrıs 230 tank taburunda yapmış biri olarak, beni en çok zorlayana ama aynı zaman da hayata farklı bir bakış açısı yakalamamı sağlayan. sabah sporlarımız vardı. Acemi birliğinde 80 kişilik koğuş da hasta olmadan usta birliğe gidenimiz yoktu. Annemin endişeli bir şekilde bana baktığını ve hastanelik olacağımı düşünüyordu. Çünkü ben hayatımda antibiyotiksiz iyileşen biri değildim. Tam tersi her sabah 3 km koşu ile Kıbrıs’ta bunu atlatmıştım. İlk aydınlanma orada oldu aslında.


İnsanoğlu şehirlerle beraber doğadan koptukça akıl ve beden sağlığından uzaklaştığıyla ilgili. Ne gibi derseniz. Ölümlere üzülmek gibi mesela. Ama ölüm,doğum gibi doğanın bir parçası . Ve birileri ölmezse yeni birinin doğamayacağını unutuyoruz. Ve bana en garip geleni ise insan dünyasında hata yapmanın bedelinin ölüm olmamasıdır. Bu gün bir kaplan hata yaparsa timsah tarafından yenilebilir ve bu son hatası olur. Ama insanoğlu sadece malını kaybeder ve sonra yine devam eder.


Topluluk halinde yaşamak diğer canlılara karşı bir savunma olarak başlasa da günümüzde artık savunman ötesine geçti. Ve insanlar ölümü unuttukça saçma bir çok konuya sarmaya başladı. Ve bu konular da istedikleri olmayınca da akıl sağlığını kaybetmeyi başlıyor.


Hal bu ki şu dünya da ki derdimiz barınma,beslenme, su ve ateş değil miydi? Biz ne ara bu hale geldik.


Saygılarımla;


Tunç Yenihayat

0 görüntüleme

Ulaşım Bilgileri

+90 555 838 8188

hayatiminalfabeiledansi@gmail.com

Konak İzmir

Tüm Hakları Saklıdır 

HayatiminAlfabeİleDansi 2019

Desgned By: Tunç Yenihayat

This site was designed with the
.com
website builder. Create your website today.
Start Now