Açlık Oyunları : Gaziantep

En son güncellendiği tarih: 30 Kas 2019

Son 1 yıl içinde kendi gelişimime baktıkça şaşırmamak elde değil. Kitap okumayı bırakın köşe yazısı ya da makale bile okuyamazdım. Şimdi ise hafta da iki kitabı geçtim, instagram da kitap tavsiye eden sayfaları takip edip, beğendiğim kitapları not alan biri oldum. Ve hesabım da yanılmıyorsam listemde ki tüm kitapları okumak için bir ay evden çıkmasam anca biter. Ve bu durumdan hiç te pişman değilim.


Okumaya nasıl başladığımdan çok neden okumadığımı anlatmanın daha doğru olduğu konusundayım. Lise yıllarında özellikle tarih ders kitaplarında şunu siz de farketmişsinizdir. Osmanlı ordusu malazgirt zaferinden sonra şu şehri aldı Ordan buraya gitti. Bunu feth etti vb şeklinde ilerler. Sanki feth edilen yerler bir oyuncakmışcasına. O bölgede insanların o sırada gündelik hayatlarını nasıl devam ettiğiyle bilgi verilmezdi. Mesela en çok merak ettiğim çevresi başka ordu tarafından kuşatılan bir şehir nasıl ayakta durduğuydu? O sırada insanlar nasıl yaşar? Kahve de ya da mahallede neler konuşulur? Mesela evlenmek üzere olan insanlar düğünlerini erteler mi? Bu gibi basit soruları hep hayal gücümü zorlardı.

Bu sebeple tarih dersinden hep düşük not alırdım. Lise 2 de bölüm seçerken bile sözel bölümü seçmemi engellemişti. Tabi sözele karşı bir toplumsal ön yargı da buna bir sebepti ama gerçek sebebi tarihti. Bu durumun yanında lise 1 yıllarında coğrafya dersinde ise sınıf birincisiydim. Hala da bilgi içerikli oyunlar da coğrafyam iyidir. Şehir de gezerken bile bir kez gittiğim yere bir daha gidebilen, yön kabiliyeti olan biriyim. Ama coğrafya ile tarih aynı kategori de olması sebebiyle tarih yüzünden, coğrafya dersinden de mahrum olmuştum. Ve bir daha coğrafya dersi görmiceğim bir bölüm olan fen bilimlerine kaydımı yapmak zorunda kalmıştım.


Şimdi ise üniversiteden dahi mezun olalı 6 yıl oldu. Ve hala coğrafya eğitimim lisedekinden bir tık ötesine geçmiş durumda değil. Ve içimde bir ukte olarak kaldı. Ama insanız ve elbet sevdiğimiz konular hakkında kendi amaçlarımıza ulaşacak bir yol buluruz. Benim yeni çözümüm ise kitaplardan değil kendim gezerek görmek oldu. Ve güneydoğu anadolu bölgesine sırt çantamla yola çıkmaya karar verdim. Daha önceki yazılarımda da bazı tespitlerim bu yolculuğa bağlı olmuştu. Bu yazım ise serinin son yazısı olacak. Ve doğu gezimizin birinci şehri ve durağı Gaziantep.



Ülkenin batı şeridinde yaşayan biri olarak turizm yani hizmet sektörünün hep içinde olmuştuk. Denize gelen insanlara konaklama, yeme, içme, eğlence vb şeylerin pazarlaması sokakta hep gördüğümüz bir durumdu. Hele bayram demek bizim için turizm patlaması manasına gelip, öğrenci iken yoğunluk sebebiyle ekstra çalışan olarak kazanç sağlamamıza sebep olurdu. Mezun sonrası iş hayatında mesai ücreti açısından bayramlar ,batı bölgelerinde çok sevilir.


Ülkedeki tüm coğrafyada da aynı durum olacağını düşünürdüm. Coğrafyaya da hakim olduğunu düşünen biri olarak neredeyse kendimden emindim ama atladığım bir şey varmış. Meğer bizim coğrafya kitapları da tarih kitapları gibi ezbere iş yapıyormuş. Ve Gaziantep gibi doğu şehirlerinde bayram demek hizmet anlamına gelmiyormuş. Bunu nasıl anladın derseniz, o da bayramın ikinci günü Gaziantep de bir tane bile kebapçı açık bulamayıp, aç kalarak.


İlk günün verdiği enerji ile şehre vardık. Her şehrin bir kapalı çarşısı ve turistik mekanlarıyla ünlü olduğu bir bölgesi vardır. Biz de otobüs firmasının servisleriyle o bölgeye vardık. Bölgeyi dizi izleyen kişiler belki hatırlar. Kanal d’ de “Yabancı Damat” dizisi vardı. Ve o Gaziantep te çekiliyor diye bilirdik. Meğer o da değilmiş. Şu an butik otel olarak kullanılan bir bina, sadece dış çekim için kullanılmış. Ki o da ailenin evi diye bildiğimiz yerdi. İş yeri olarak ise bölgenin ünlü bir baklava firmasının mimarisine bakılarak, tüm çekimler İstanbul da stüdyoda gerçekleşmiş. Açıkçası öğrenince üzüldüm ama bir yandan da haklılar, çünkü kapalı çarşı çok kalabalık .



Çarşı da gezdik selfilerimizi çekildik. Hediyelik eşyalar da alındı ve sonrası zurnanın düt dediği yere geldik ve acıktık. Hemen cep telimden arkadaş tavsiyelerine baktığımda şurada ye, burası kazık vb tavsiyeler ile rotamızı belirledik . Ama şey mevzu bahis yerlerin hiç biri açık değildi. Google’ ı açıp, restaurantlara bakınca hepsi ama hepsi kapalı gözüküyordu. Belki 2 saat şehirde gezmişizdir ve bir tane bile bulamadık. Günün sonunda kuyruğumuzu kıstırıp bölgedeki avm yolunda bir fast food restaurantında yemeğimizi yemek zorunda kaldık. Ne yediğimi anımsamıyorum çok da önemi yoktu. Çünkü iş şehre özel lezzetten çıkıp, açlık savaşına dönmüştü.


Sonuç olarak eğitim sistemimizde ki özensizlik sonucu ülkece hem okumaktan uzaklaşıyor. Hem de eğitime , eğitimciye değer vermez oluyoruz. Mezuniyet sonrası ise hayat boyu öğrenmeden hayatlarımızı okuldan aldığımıza bilgilere göre yaşıyoruz. Ama bu bilgilerin ne kadar doğru olduğunu biraz komik olsa da Gaziantep’ te aç kalarak bizzat yaşamış oldum. Size de tavsiyem bir yere gitmeden önce o bölge hakkında okulda öğrendiğimizden daha fazlası olduğunu hesaplayarak, kişisel araştırmanızı yapın. Hatta bu konuda en iyi bilgiyi kitaplardan da öğrenebilirsiniz. Kitaplar bilgi edinme konusunda muazzam ve kelepir bilgi kaynaklarıdır. Neden kelepir dediğimi merak ediyorsanız, bu gün 20 tl’ ye bir hamburger menüsü bile alamazken kitap alabiliyoruz. Hele benimkine benzer bloglar ise size şahsi deneyim ve görüşlerini bedavaya verdiğini , hafif şımararak belirtmek isterim.


Bilgiyle kalın


Saygılarımla

0 görüntüleme

Ulaşım Bilgileri

+90 555 838 8188

hayatiminalfabeiledansi@gmail.com

Konak İzmir

Tüm Hakları Saklıdır 

HayatiminAlfabeİleDansi 2019

Desgned By: Tunç Yenihayat

This site was designed with the
.com
website builder. Create your website today.
Start Now